Bedenli Olmayı Hatırlamak; Ruh, Beden ve Cilt Bütünlüğü
- Hümeyra Hamira Güner
- 9 Eki
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 10 Eki

Siz de okuyup öğrenmeye meraklı, toplumsal meseleler hakkında düşünen, insan psikolojisi ve insan zihni üzerine kafa yoran biriyseniz, muhtemelen benim gibi bedeninizin eğitimini veya “bedenli olmayı” gözden kaçırmış olabilirsiniz.
Benim için de tıpkı böyleydi. Uzun yıllar ruhu, zihni ve düşünceyi eğitmeye odaklandım; ama zamanla fark ettim ki, biyolojik olarak “bedenli olmayı” kabul etmek, aslında evrenle uyuma, doğanın ritmine ve o bütüne “evet” demenin ilk adımıydı.
Batı Düşüncesinden Uzak Doğu Felsefesine Beden ve Ruh
Platon, bedeni çoğu zaman ruh için bir “hapishane” olarak tanımlarken, Descartes “Düşünüyorum öyleyse varım” diyerek zihni merkeze aldı ve bedeni ikinci plana itti.
Böylece ben de pek çoğumuz gibi beden, ruhun kabuğu sandım. Üstelik “günahın da kaynağıydı” pekala, yani dizginlenmesi gereken süfli yanlarımızın sembolüydü.
Uzak Doğu felsefelerinde ise; Çin, Japonya ve Hindistan’ın köklü geleneklerinde beden ve ruh birbirinden ayrılamaz bir bütün olarak kabul ediliyordu. Ruhsal olgunluk için bedenin eğitilmesi şarttı.
Dövüş sanatları, yoga, tai chi gibi uygulamalarla hem bedeni güçlendirmeyi hem de ruhu disipline etmeyi amaçlıyorlardı. Bütüncül eğitimin zinciri “sağlıklı beden → dengeli nefes → sakin zihin → olgun ruh” sıralamasıyla ilerliyordu.
Sistematize ettikleri bedensel hareketlerin amacı sadece kas gücü veya sağlıklı yaşam değildi; bu pratikler bilinci yükseltmek, ahlakı olgunlaştırmak ve ruhu eğitmek için gerekli görülüyordu.
Dövüş sanatlarında bile düşmanı yenmek değil, kendini yenmek önemliydi. “Zafer, kendine karşıdır.” diyen Zen Atasözünü Aristoteles Nikomakhos’a Etik’te cesaretin temeli olarak kabul ediyordu:
“En cesur kişi, dışarıdaki düşmanlarını değil, kendi tutkularını yenen kişidir; çünkü en zor zafer insanın kendisine karşı kazandığıdır.”
Roma geleneğinde beden eğitimi askerlik, savaş, spor ve toplumsal prestij için yapıldı.Modern Batı’da da beden eğitimi daha çok spor performansı, rekabet ve estetik beden odaklıydı.Yani amaç hep “başkalarına karşı kazanmak”tı.

Bedenle İlişkimize Yeni Bir Bakış
Bedenle ilişkimizi “güç, rekabet, başarı” tanımlarından ayırıp “kabul, uyum, iyileştirme” gibi yeni tanımlarla buluşturmamız gerektiğini şimdi daha iyi anlıyorum.
Bedenin en büyük organı olan cildimize dair hikayemiz de aynı şekilde.
Bedenimizi yeniden duymak, bize verilmiş en eski bilgeliğe geri dönmekle mümkün.
Yorumlar